Dün, Azerbaycan ile ilgili haberleri takip ederken bir habere rastladım. Haberde, Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ayhan Hacızade'nin, Ermenistan Dışişleri Bakanlığı'nın Sumgayıt olaylarıyla ilgili açıklamasına verdiği tepki yer alıyordu. Açıklamada Ayhan Hacızade şöyle diyordu:
"Ermenistan Dışişleri Bakanlığı'nın Sumgayıt olaylarıyla ilgili 27 Şubat tarihli açıklamasında ülkemize yöneltilen suçlamalar tamamen asılsız olmasının yanı sıra, tarihi gerçeklerin çarpıtılması ve sahteleştirilmesidir."
Sözlerine devam eden Hacızade şu ifadeleri kullandı:
"Bu açıklama, 1980'li yılların sonlarından itibaren Ermenistan’ın Azerbaycan’a yönelik asılsız ve hukuksuz toprak iddialarını hayata geçirmek için yürüttüğü şiddet eylemlerini, Ermenistan topraklarında yaşayan Azerbaycanlıların kitlesel şekilde zorla göç ettirilmesini, Azerbaycan halkına karşı terör faaliyetlerini, etnik temelli provokasyonları ve askeri güç kullanımını örtbas etme çabalarından ibarettir.
Ermenistan Dışişleri Bakanlığı’na hatırlatırız ki, Sumgayıt’ta etnik temelli gerçekleşen olaylar, SSCB ve Ermenistan yönetimi, Ermeni şovenist ideologları ve aşırılık yanlısı örgütler tarafından önceden planlanmış ve kasıtlı bir provokasyonun parçasıydı."
Olaylar sırasında 6'sı Azerbaycan Türkü olmak üzere toplamda 32 kişinin hayatını kaybettiğini belirten Hacızade, olayların baş failinin, şahsen 6 kişiyi öldüren ve 3 Ermeni kadına tecavüz eden, etnik kökeni Ermeni olan Eduard Grigoryan olduğunu ifade etti. Bunun, olayın görgü tanığı olan Ermenilerin ifadelerinde de yer aldığını söyledi.
Açıklamasına devam eden Ayhan Hacızade, baş failin 12 yıl hapis cezasına çarptırılmasına rağmen Ermenistan’a iade edildiğini ve bizzat Ermeni yönetimi tarafından serbest bırakıldığını ifade etti. Ayrıca, bu olaylarda 92 kişinin suçlu bulunduğunu, hepsinin cezalandırıldığını ve hatta 1 kişinin idam edildiğini hatırlattı.
Ermenilerin 1980’lerin sonlarına doğru, şimdiki Ermenistan sınırları içinde yaşayan 300 binden fazla Azerbaycan Türkünü zorla göç ettirdiğini ve 200 binden fazla Türk’ü katlettiğini belirten Hacızade, Ermenistan’ın bu cinayetleri işleyenleri hiçbir şekilde cezalandırmadığını vurguladı. Aynı şekilde, Karabağ işgali sırasında yaşanan katliamlara da değinen Ayhan Hacızade, tüm bu suçların Ermenistan Dışişleri Bakanlığı tarafından bilindiğine dikkat çekerek, Ermeni yönetiminin önce bunları değerlendirmesi gerektiğini söyledi.
Bundan 6 yıl önce, bu konuda Konya’nın yerel bir gazetesinde “Sumgayıt Olayları” ile ilgili bir yazı yazmıştım. O yıl, Türkiye’de meşhur olan bir Ermeni vakfı tarafından bu yazım fişlenerek “Ermenilere karşı şiddet söylemi” olarak değerlendirilmişti.
Peki, nedir bu “Sumgayıt Olayları”?
Sumgayıt, Bakü’nün 30 km uzağında bulunan bir sanayi şehridir. Ermenilerin provokasyon için bu şehri seçmesi tesadüf değildi. Çünkü 1980’lerle birlikte, Ermeniler tarafından malları ve mülkleri yağmalanarak ata yurtlarından (günümüz Ermenistan) kovulan 300 binden fazla Azerbaycan Türkü, Sovyet yönetimi tarafından bu şehre yerleştirilmişti.
Karabağ’da yaşananlara kulak tıkayan dünya basını ve Sovyet yönetimi, olaydan önce Sumgayıt’a konuşlandırıldı. Sovyet gizli servisi ve onlarla işbirliği yapan Ermeniler, olayları kayda almak için Sumgayıt’ta hazır bulunan dünya medyasının önünde düğmeye bastı. 27-28 Şubat 1988’de yaşanan olaylarda, yukarıda da ifade edildiği gibi, 6’sı Azerbaycan Türkü olmak üzere toplamda 32 kişi hayatını kaybetti.
Saldırılar rastgele gerçekleşmiyordu. Olayın baş faili olan, "Paşa" kod adlı Eduard Grigoryan’ın internette de bulunan sorgusunda itiraf ettiği üzere, saldırılacak evler ve kişiler önceden liste hâlinde kendisine verilmişti. Bir bina düşünün; tamamında Ermeniler yaşadığı hâlde, yalnızca orta katta bulunan belirli bir eve saldırılıyor, diğerleri es geçiliyordu. Daha sonra yapılan araştırmalarda, yıllardır yurt dışındaki Ermeni terör örgütlerine fon sağlayanların bu listede yer almadığı, saldırıya uğrayanların ise para vermeyi reddeden Ermeniler olduğu ortaya çıktı.
Fakat eldeki tüm delillere rağmen, Sovyetler önce 12 yıl hapis cezasına çarptırılan baş fail Eduard Grigoryan’ı Moskova’ya götürdü, daha sonra Ermenistan’a iade etti ve Ermenistan yönetimi onu serbest bıraktı.
Sovyet rejimi, olayların suçlusu olarak yaşananlarla hiçbir ilgisi olmayan Azerbaycan Türkü Ahmet Ahmedov’u gösterdi. Hakkında hiçbir delil olmamasına rağmen, Ahmedov kurşuna dizilerek idam edildi.
Sovyet asker ve polisinin tam teçhizatlı olduğu hâlde hiçbir müdahalede bulunmadığı bu provokasyonun dünyadaki etkilerine gelecek olursak, olayların başından beri kayıt altında olan dünya medyası, hemen ardından "Azerbaycan vahşeti" manşetleriyle haberler yaptı. Bu olayların esas amacı, o dönemde Karabağ’daki Ermenilerin taşkınlıklarına haklılık kazandırmak, ileride yaşanacak olan 20 Ocak 1990 katliamına ve sonrasındaki Karabağ işgaline zemin hazırlamaktı.
Ancak aynı medya, olaylar sırasında birçok Ermeni’nin bizzat Azerbaycan Türkleri tarafından evlerinde saklanarak kurtarıldığını yazmadı. Çünkü oyun en başından beri kurulmuştu. İşte Sumgayıt Olayları veya Sumgayıt Provokasyonu dediğimiz mesele budur.
Bir düşünürün Ermenilerle ilgili şu tespitiyle yazıma son vermek istiyorum:
“Ermeniler, dirilerinden çok, ölülerinden faydalanırlar.”