Yazar hakkında bilgi henüz girilmedi.
Bir hitap ünlemi olan “Ey” edebiyatımızda nasıl yer bulmuş, merak ettim. Önce hafızama başvurdum, sonra da merhum Ahmet Kabaklı hocamızın Türk Edebiyatı ciltlerini ve birkaç kitabı daha karıştırdım.
Hafızamıza yerleşmiş, çocukluğumuzdan itibaren ezberimize girmiş ilk “ey” Atatürk’ün, mensur şiir tadındaki gençliğe hitabesidir: Ey Türk Gençliği!..
Şairlerimiz ey hitabını çok sevmiştir. Aklıma hemen gelenlerden biri Yunus’a ait:
İşidin ey ulular, ahir zaman olısar
Sağ müslüman seyrektir, o da gümân olısar.
Sonra da Mehmet Âkif’in mısraları. Çanakkale şehitlerine hitap:
Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker,
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer!
Şairlerimiz ey hitabını sevmiştir ve edebiyatımızın bütün dönemlerinde “ey” vardır. Daha on ikinci yüzyılda Ahmed Yesevî tasavvufî Hikmet’lerine sık sık ey ile başlar. Bazen “eyâ dostlar” der, bazen “ey yârenler…”
Eyâ dostlar hasb-ı hâlim beyan eyley
Ne sebebdin Hakk’dın korkub gorga girdim. (Gor: Kabir)
On beşinci yüzyılda Çağatay Türkçesi’nin şairi Ali Şir Nevaî demiştir ki:
Ey sabo, holim borib sarvi xiromonimga ayt,
Yiglarimning shiddatin gulbargi xandonimga ayt.
(Ey sabah rüzgârı, var git halimi selvi gibi salınan sevgilime anlat. Ağlamalarımın şiddetini o neşeli gül yaprağına anlat).
Ey, divan şiirimizde genellikle şairin ruh halinin, derdinin, aşkının ifadesini güçlendirmek için kullanılmıştır ve ey hitabıyla güle, bülbüle, goncaya, selviye, bahçeye, sâkiye, rüzgâra, gözyaşına, aşka, sevgiliye… seslenilirken aslında -kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla hesabı- mesaj hep “sevgiliye”dir.
Divan şiirinde ey hitabı bazen son ek olarak da gelir: Bâkiyâ, sâkiyâ…. Şairler bazen ey hitabının ardına kendi isimlerini koyar. Ey’in bir kapalı hece değeri vardır, göz ardı edilemez, aruz için önemlidir, bu ey’ler vezini tutturmak açısından da şairin işine yarar.
Ey Fuzuli çıksa can çıkmam tarik-i aşktan
Reh güzer-i ehl-i aşk üzre kılın medfen bana.
(Ey Fuzuli, canım çıksa da aşk yolundan çıkmam. Mezarımı âşıkların gelip geçtiği yol üzerine yapın).
Ey diyerek neye ve kime hitap edildiği konusu edebiyatımızın devrelerini gösterir bize. Ey’den sonra gelen kelimelere dikkat edin, edebiyat tarihimizdeki değişimleri görün!
On dokuzuncu yüzyılın sonlarına gelindiğinde ve ardından yirminci yüzyılla beraber ey’in muhatabı değişmiştir. “Ey gül, ey gonca dehen, ey serv-i hırãman, ey saba rüzgârı” yerine… Meselâ, Tevfik Fikret:
Ey hak, yaşa, ey sevgili millet, yaşa, varol!
derken, hak, hukuk, millet kavramlarına dikkatleri çeker. Mehmet Emin Yurdakul:
Ey vatanın bağrı yanık bucağı,
Hani senin bereketli hasadın
deyip Anadolu’ya yüzünü çevirir.
Ziya Gökalp:
Tersaneler, fabrikalar, vapur, tren Türk'ündür,
Ey Türkoğlu, işte senin orasıdır vatanın!
diyerek vatanın ne olduğu şuurunu yerleştirmeye çalışır. 1919 yılında yazılmış, bestesi de kulaklarımıza yer etmiş olan, Mülkiye Marşı’nın tekrarlanan mısralarında:
Ey vatan, gözyaşların dinsin, yetiştik çünkü biz
der.
Arif Nihat Asya:
Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü
Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü
derken de, Nazım Hikmet:
Bir kâfirin imansız kurşununa yandın mı
Ah ey Sarı Zeybeğim! Sen de yaralandın mı?
derken de, ey’e yiğit bir eda getirirler.
Sonra şairin kalemi daha yalın gerçeklerle karşılaşır. Faruk Nafiz Çamlıbel’in Han Duvarları unutulur mu?
Ey garip çizgilerle dolu han duvarları,
Ey hanların gönlümü sızlatan duvarları!..
Özdemir İnce “Ey toprağı sürenler, ey demiri dövenler” deyip üreten insana diker gözünü.
Turgut Uyar “Ey benim badem gözlüm” derken, bu göz divan şiirindeki sevgilinin gözü değildir artık:
şimdi ey benim badem gözlüm,
su çiçeği kızamık, boğmaca geçirmişim
ancak ölünce hatırlanan sarışınım,
…
Mehmet Âkif”in:
Dolaşsın sonra İslâm’ın haremgâhında nâmahrem,
Benim hakkım, sus ey bülbül, senin hakkın değil matem!
derken hitap ettiği bülbül, artık divan şiirinin bülbülü değildir.
Gülten Akın “Ey kentin pis çamuru…” diyerek ey hitabının muhatap dairesini alabildiğine genişletir.
Nihal Atsız Topal Asker isimli uzun manzumesinde “ey” diye hitap ettiği kıza hiç iyi şeyler söylemez!
Ey saçları alagarson kesik hanım kız,
Gülme öyle bana bakıp sen arsız arsız
diye başlayıp verip veriştirir! Yine Davetiye şiirinde “Ey İtalyan başvekili, Ey Musolini!” diye şiddetli ve hiddetli bir azara başlayan da odur! Böyle bir azar da Karacaoğlan’da vardır:
Sana derim sana ey Acem şahı
Üstüne mağribten asker geliyor
Tahtını yıkıp da mülkün almaya
Sultan Murad kalkmış kendi geliyor.
Karacaoğlan’da “ey” azdır, onda biraz “behey” ya da “hey” vardır; ama onun esas ünleme ifadesi “ala gözlüm”dür!
Ey’i -klasik şiirimizi hatırlatacak şekilde- en zarif kullananlardan biri Yahya Kemal’dir:
Ey gül sükûta varmağı emreyle bülbüle,
Gülşende mest-i zevk olan ahbab uyanmasın
Yahya Kemal ey demeye doyamaz:
Ey talih! Ölümden de beterdir bu karanlık,
Ey aşk! O gönüller sana mal oldular artık,
Ey vuslat! O aşıkları efsununa ram et!
Ey tatlı ve ulvi gece! Yıllarca devam et!
Sezai Karakoç’un şiirindeki ey hitabında ilahî aşk hissedilir:
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim.
Şiirimiz modernleştikçe, postmodernleştikçe ey’ler de muamma oldu! Ahmet Hamdi Tanpınar:
Ey sükûtun bir nefeste
Yaktığı billur âvize!
derken ne demek istiyordu? İsmet Özel “Ey kanıma çakıllar karıştıran isyan” derken ne demek istiyordu? Ya Ataol Behramoğlu, “ Ey kanatılmış çiğnenmiş bahar günü” derken?..Turgut Uyar “Ey canımın güftesi…” derken? Turgut Uyar hepten işi yokuşa sürer:
ey kimse yok!.. ey bir mavinin unutulmasından
arta kalan!..
ey sen var mısın?
ey olma!..
Melih Cevdet Anday işi şakaya vurur:
Ey ağrılarla çıkan yirmi yaş dişi!
Bizim şairlerimiz ey demeyi sever! Hatta Baudelaire’in meşhur Balkon şiirini Türkçemize o kadar güzel tercüme eden Cahit Sıtkı Tarancı, Fransızca orijinal metindeki “Ah, sen!” diye çevrilebilecek ünlemi “Ey” diyerek çevirmeyi tercih etmiştir:
Hatıralar annesi, sevgililer sultanı,
Ey beni şâdeden yar, tapındığım kadın.
…
Daha ne ey’ler vardır kim bilir şiirlerimizde?! “Ey” bahanesiyle birkaç şiir hatırlamış olduk.
Daha ne ey’ler var aklımıza gelen, gelmeyen?!