Azerbaycan-Türkiye ilişkilerinde son günlerde ortaya çıkan hoş olmayan, yapay bir soğukluk var. Eminim, bunu herkes hissediyor. Fakat bunun yanında, fitne ateşini harlayıp bu iki kardeşi birbirine düşürmek isteyen odakların varlığı da artık inkâr edilemez bir şekilde göz önündedir. Bu adamların bazıları kendi menfaatleri gereği hareket ederken bazıları da bir yerlerden aldıkları emir aldıkları aşikardır. Her iki tarafta da bu odaklar, ellerine geçen her şeyle bazen iftiraya varacak şekilde en adice saldırıyorlar.
Ancak son gördüğüm bir paylaşım artık bunların bile üstündedir. İsmini anmayı bile kendime zül bildiğim bu kişi, Azerbaycan ve Türkiye kardeşliğinin en önemli sembollerinden olan Kafkas İslam Ordusu üzerinden Azerbaycan’a saldırdı. Bu zat, güya günümüzde yaşanan meseleleri kendine göre değerlendirip Azerbaycan’ın Kafkas İslam Ordusu’na karşı da vefasızlık sergilediğini iddia ediyor. Güya Azerbaycan, Osmanlı Ordusu’nun Mondros Mütarekesi’nden hemen sonra Osmanlı’nın Azerbaycan’ı ilhak etmesinden korkarak İngilizlere sığınmış ve İngilizlerin himayesine girmiştir.
Bu zat, eğer cahil değilse fitne ehlidir. Büyük ihtimalle bu zat, Kafkas İslam Ordusu hakkında zerre kadar bilgiye sahip değil. Bırak Kafkas İslam Ordusu’nu, Osmanlı tarihinden de bihaberdir. Muhtemelen bu kişiler, Millî Mücadele karşıtı da oldukları için Mütareke Dönemi’nden de habersizlerdir.
Peki, gerçek nedir?
Kafkas İslam Ordusu hakkında yüksek lisans tezi hazırlayan biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki tarih, bu zatın dediklerinin aksini söylüyor. Zira Kafkas İslam Ordusu harekete başlamadan önce, hatta ondan çok önce de Azerbaycan’ın Osmanlı’ya ilhak meselesi konuşulmuş ve Kafkas İslam Ordusu’nun böyle bir niyeti olmadığı belirtilmişti.
Gelelim İngiliz meselesine. Osmanlı Hükûmeti, daha Mondros’tan önce İtilaf Devletleriyle anlaşma sağlanması için Kafkasya’daki orduların çekilmesini emretmişti. Nitekim Mondros’tan sonra da 1914 sınırlarına, yani Erzurum’a kadar geri çekilmesi kararlaştırıldı. Osmanlı’nın çekileceği yerler de İngilizlerin nüfuz alanına giriyordu. Yani Azerbaycan, kendisi İngilizlerin himayesine girmedi. İngilizler galip devlet oldukları için o bölge İngilizlerin payına bırakılmıştı. İngilizler de Azerbaycan’ı ilk bakışta Osmanlı’nın devamı olarak görerek bağımsızlığını tanımadı. Arap ve İran bölgelerinde olduğu gibi, Azerbaycan’ı da kendi himayesinde gördü.
Ancak buna rağmen Azerbaycan elitleri, defalarca İngilizlere Azerbaycan’ın bağımsız bir devlet olduğunu vurguladı. Sırf bunun için, himayeden kurtulmak amacıyla Paris Barış Görüşmeleri’ne heyetler göndererek bağımsızlığını tüm dünyaya tanıttı.

Zaten İngilizler Bakü’ye gelmeden önce Kafkas İslam Ordusu ve Nuri Paşa, Osmanlı karargâhının emriyle Azerbaycan’dan çekilmeye başlamıştı. Hatta bu süreçte Kafkas İslam Ordusu’nun şerefine Azerbaycan’ın çeşitli yerlerinde ziyafetler verilmiş, halk ve devlet adamları hüzünlü bir şekilde Kafkas İslam Ordusu’yla vedalaşmıştı.
Türkiye’de az bilinen bir hikâyeyi de buradan anlatayım. Nuri Paşa, Batum’dayken İngilizler tarafından tutuklanmış ve idam cezasına çarptırılmıştı. Azerbaycan devletinin bütün gayretlerine ve İngilizlerle yaptığı yazışmalara rağmen serbest bırakılmamıştı. Durum böyleyken Azerbaycan, Nuri Paşa’yı kurtarmak için gizlice özel ekipler göndermiş ve Nuri Paşa’yı hapishaneden kurtararak Azerbaycan’a getirmişti. Bu operasyon sırasında Azerbaycan şehitler de verdi. Azerbaycan, iki yıl boyunca Nuri Paşa’yı saklamıştı. Hatta Bolşevikler 1920 senesinde Azerbaycan’a saldırınca Ruslara karşı başlayan Gence ve hemen ardından Karabağ isyanlarının liderlerinden birisi de bizzat Nuri Paşaydı.
Yine 70 yıllık Sovyet işgali sırasında da Azerbaycan, Türk askerlerinin mezarlıklarını gizlice koruyarak sahip çıkmış ve günümüze ulaştırabilmiştir. Bundan dolayıdır ki Türkiye’den sonra en fazla Türk şehitliğinin olduğu ülke Azerbaycan’dır.
Bu zata verilebilecek en iyi cevap, Azerbaycan’ın ve Türk dünyasının millî şairi Bahtiyar Vahabzade’nin Kafkas İslam Ordusu şehitlerine yazdığı “Tenha Mezar” şiiridir:
Yolun kenarında tenha bir mezar
Üstünde ne adı ne soyadı var.
Yolcu, arabayı durdur bu yerde
Bir sor, kimdir yatan tenha kabirde?
O bir Türk askeri, kahraman, metin!
O öz kardeşine yardıma geldi.
Kurşuna dizilen milletimizin,
Haklı savaşına imdada geldi.
Uzaktan ses verip senin sesine
Geldi, o dönmedi öz ülkesine.
Düşman saflarını o, soldan sağa,
Biçti, dostlarıyla cepheyi yardı.
Toprağın yolunda düştü toprağa,
Senin toprağını sana kaytardı (geri verdi).
Kendi koruduğu, hem can verdiği
Yolun kenarında defnedildi o.
Uğrunda canını kurban verdiği
Toprağı kendine vatan bildi o.
Yolcu, arabanı bu yerde eğle (durdur).
O mezar önünde sen tazim eyle.
Hürmet kıl, dua et onun ruhuna,
Ayak bastığın yer borçludur ona




