YENİ İZNİK KONSİLİ’Nİ REDDEDİYORUZ

senan kazımoğlu görsel

Evet, içinde yaşadığımız şu günlerde “olmaz” dediğimiz ne varsa oluyor. Bugün, olmaz dediğimiz şeylere bir yenisi daha eklendi: Osmanlı padişahlarının izin vermediği, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Türkiye’nin dinî ve millî egemenliğine gölge düşürülmesine izin verilemeyeceği” gerekçesiyle reddettiği İznik Konsili, 1700. yıl dönümünde İznik’te toplanıyor.

Konuyla ilgili olarak, Türkiye’nin en zayıf olduğu dönemlerden biri olan 100 yıl önce bile Atatürk, “Türkiye, kendi topraklarında başka bir ülkenin ya da dinî otoritenin siyasî veya ekümenik iddiasına izin vermez. Dinî tören, ibadet sınırlarını aşmamalıdır.” diyerek İznik’te yapılması istenen ayini reddetmişti.

Burada bir parantez açmak istiyorum: Düşünüyorum da, acaba bugün Atatürk bu toplantıya izin verseydi, günümüzde Mustafa Kemal Paşa nasıl anılırdı?

Gelelim günümüze… Evet, Atatürk’ün izin vermediği bu toplantı, yüzyıl sonra, 1700. yıl dönümü dolayısıyla, hem de daha büyük bir şekilde, Katolik ve Ortodoks din adamları tarafından “birlik ayini” olarak yapılacak.

Yani Selçuklu’nun ve Osmanlı’nın; Fatih’in, Kanuni’nin ve son olarak Sultan II. Abdülhamid Han’ın izin vermediği, gerektiğinde planlar kurarak bozduğu Hristiyan birliği (Balkanlar’da kiliselerin ayrılması gibi), 1700 yıl sonra bu topraklarda yeniden onarılmaya çalışılıyor.

Hem de 1700 yıl önce ilk toplantının yapıldığı yer olan İznik’te…

Normal bir düşünce sahibi için bu ayıp tek başına yeterlidir. Ancak bakıyorum da, akıl almaz bir şekilde, bu duruma Türk milliyetçileri hariç; dindar geçinen, sağa sola saldıran hoca takımı bile sessiz.

Sosyal medyada ve ekranlarda esip gürleyen hocalar, bir Türk Ortodoks Kilisesi kadar bile tepki veremediler.

Bu olaya tepki göstermeyen, en azından kalbiyle buğz bile etmeyen hoca tayfasından kimseye hayır gelmez.

Rasûlullah (s.a.s.) bir hadisinde şöyle buyurur:

“Kim bir kötülük görürse onu eliyle değiştirsin. Buna gücü yetmezse diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin; bu, imanın en zayıf derecesidir.”

Rabbim şahit olsun ki bu kötülüğe dilimle karşı durdum ve tepki verdim.

Bu yazıda Ekümeniklik veya İznik Konsili’nin tarihini ve önemini anlatma niyetinde değilim. İnşallah fırsat olursa, bununla ilgili olarak belki ileride Yeni Ufuk dergisinde geniş bir yazı hazırlanır.

Ancak bugün, bir Türk milliyetçisi ve bir Müslüman olarak bu toplantıya karşı olduğumu söylüyor ve buna tepki koyuyorum. Rasûlullah’ın (s.a.s.) hadisine uyarak dilimle karşı duruyorum.

Bu yazıyı yazmaktaki amacım, hem Rabbimin huzurunda buna tepki verdiğimi göstermek hem de en başta kendi evlatlarım olmak üzere gelecek nesillerin önünde, “Evet, bunlar yaşanırken biz tepki verdik, bu olaya karşı durduk.” diyebilmektir.

Gelecekte bu yazıyı okuyanlar bilsin ki o utanç toplantısı bu ülkede yapılırken, biz Türk milliyetçileri ve Müslümanlar olarak buna karşı olduğumuzu ilan ettik.

Aklında zerre kadar Türklük şuuru ve kalbinde zerre kadar iman olan bir kişi bu olaya asla sessiz kalamaz. Ben de Müslüman bir Türk olarak sessiz kalmadım.

Şahit ol, ya Rabbi.

Scroll to Top