Bir süredir ekonomik nedenlerle başlayan İran’daki küçük protestolar, artık kitlesel gösterilere ve rejim aleyhine ayaklanmalara dönüşmüş durumda. İran’ın birçok yerinde devam eden gösterileri engellemekte rejim ciddi biçimde zorlanıyor. Burada elbette dış müdahalenin etkisi gözlemlense de asıl mesele, rejimin içten içe çürümesidir. Nitekim İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın da ima ettiği gibi, bu gösterilerde ilk sorumlu bizzat molla rejimidir. Peki, bu kitlesel gösterilerde İran Türklerinin katkısı nedir? Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki gösteriler artık Tebriz, Erdebil ve Urmiye gibi Türk şehirlerine de sıçramıştır. Ancak Türkler bu sürece topyekûn katılmamaktadır. Tarihten ders çıkartarak, daha ihtiyatlı davranmaktadırlar. Zira gösterilere müdahil olan yabancı devletlerin, İran’da yeniden Pehlevi iktidarını getirmek istediği yönünde ciddi iddialar vardır. Onlarca yıl Pehlevilerin zulmünü ve Türklere karşı kinini yaşamış olan Azerbaycan Türkleri, bunun ne anlama geldiğini çok iyi bilmektedir. Nitekim Türk şehirlerindeki göstericiler, diğer bölgelerden farklı olarak yalnızca molla rejimi aleyhine değil, aynı zamanda Pehlevi karşıtı sloganlar da atmaktadır.
Şu an İran’da bulunan bütün gruplar büyük ölçüde teşkilatlandırılmıştır ve çoğunun arkasında kendilerine destek veren hamiler bulunmaktadır. Bir tek Türkler bu anlamda öksüzdür. Türkiye’de yıllardır İran için “Aman İran’a bir şey olmasın, İran’a bir şey olursa sıra Türkiye’ye gelir” söylemini sıkça duydum. Ancak emin olun, İran’dan Türkiye için böyle bir hassasiyet asla duymazsınız. Aksine İran, Türkiye’yi zayıflatmak için her zaman elinden geleni yapmıştır. Kaldı ki Türkiye’nin güvenliği, başka bir ülkenin ayakta kalmasına değil; kendi iç istikrarına ve devlet gücüne bağlıdır. Devlet zayıflarsa, kimse İran’ı beklemez. Hatta ilk darbeyi vuran yine İran olur. Nitekim PKK’yı desteklemesi ve Türkiye sınırına yakın İran şehirlerinden Türkleri sürerek PKK’nın İran kolu olan PJAK’ı bu bölgelere yerleştirmesi, her şeyi açıkça ortaya koymaktadır. 15 Temmuz darbe girişimi başarılı olsaydı, Türkiye çoktan bölünmüştü.
İran’ın durumuna gelecek olursak; mevcut rejim, yaptığı uygulamalarla zaten kendi sonunu hazırlamıştır. Bu rejim miladını çoktan doldurmuştur. Bu defa olmasa bile bir sonrakinde, o da olmazsa daha sonrakinde ama mutlaka yıkılacaktır. Artık İran’ı bir arada tutacak ortak bir yapı kalmamıştır. Bunu oluşturan da bizzat molla rejiminin kendisidir.
Bize düşen görev, bu yıkılıştan sonraki sürece hazırlanmaktır. Bu konuda okyanus ötesinden ya da Orta Doğu’dan gelecek sahte kurtarıcıların değil; İran’ın doğrudan komşuları olan Türkiye ve Azerbaycan’ın hazır planının olması gerekmektedir. Aksi takdirde korktuğumuz her şey, misliyle başımıza gelir. Eğer bu coğrafyada oyunu biz kurmazsak, oyun bizim aleyhimize kurulur.
İran meselesinde de bölgedeki en büyük güç yine biziz. Çünkü İran’da nüfus ve etki bakımından en büyük millet Türklerdir. Eğer İran Türklerini örgütlemeyi başarabilirsek, Türk Dünyası’nın kapıları bize açılır. Bunu başaramazsak, 2003 yılında Irak’ta yaşandığı gibi, burnumuzun dibinde oyunlar kurulurken sadece seyirci olmakla yetiniriz. Bizim görevimiz bu rejimin devamını sağlamak değil, rejim sonrasına hazırlıklı olmaktır.
Azerbaycan Bağımsızlık Hareketi’nin lideri merhum Ebulfez Elçibey’in defalarca ifade ettiği gibi:
“İran rejimi dağılacaktır. O rejimin yaşama imkânı yoktur. Yukarıdan reformla değiştirilemezse, mutlaka aşağıdan değiştirilecektir. Bizim o zamana hazır olmamız gerekir.”
Yazıyı yine Merhum Liderimiz Elçibey’in sözüyle bitirmek istiyorum:
“Turan’a giden yol Bütöv Azerbaycan’dan geçer.“



