“KALANLAR”DAN BANA KALANLAR

senan kazımoğlu görsel

Bir müddet önce Töre-Devlet Yayınevi’nden bir dostumuz şahsıma bir kitap gönderdi. Kitap, Prof. Dr. Mahmut Sarıkaya’nın Töre-Devlet Yayınları’ndan çıkan “Kalanlar – Arazı Ayırdılar” adlı eseriydi. Kitabın türü romandı. Uzun zamandır roman okumuyordum; çünkü romana karşı ilgim son yıllarda oldukça azaldı. Onun yerine, bana gerçekten bilgi sağlayacak, bilgilendirici kitaplar okumayı tercih ediyorum. Ayrıca daha önce kitapla ilgili farklı yorumlar aldığım için açıkçası ilk başta bende bir önyargı da oluşmuştu. Ancak hem hediye olması hem de arkadaşlarımın kitapla ilgili görüşümü sormaları üzerine okumaya başladım.

Kitabı henüz okumamış olanların da bulunduğunu düşünerek, romanla ilgili çok fazla ayrıntıya girmeden anlatmaya çalışacağım. “Kalanlar” kitabının konusu, Batı Azerbaycan dediğimiz, tarihî Türk toprağı olan günümüz Ermenistan’ında yaşamış Türklerle ilgilidir. Olaylar, 20. yüzyılın başlarından 1937-1940 yılları arasına kadar uzanmaktadır. Orada yaşayan Türklerin durumu, bölgenin Türksüzleştirilmesi, akraba ilişkileri ve Batı Azerbaycan’dan Türkiye’ye yapılan göçler gibi konular ele alınmaktadır. Ayrıca Çarlık Rusyası, Sovyet idaresi ve genç Türkiye Cumhuriyeti arasındaki farklar da kitap içerisinde işlenmektedir. Buraya kadar olanlar kitapla ilgili genel bilgilerdir.

Eleştirilere gelince; kitabı okurken zaman zaman kendimi akışa kaptırsam da en çok dile getirilen eleştirilerden biri olan tarihsel uyuşmazlık meselesini açıkçası ben görmedim. Romanın kurgusu ve takip edilen tarihsel süreç, büyük ölçüde gerçek tarihle örtüşmektedir. Bu konuda yapılan eleştirilerin sebebini bir yanlış anlaşılma olarak görmekteyim. Eser, Azerbaycan Türklerinden bahsetse de olaylar Azerbaycan’da değil, günümüz Ermenistan’ında (Batı Azerbaycan) geçmektedir. Azerbaycan ve Ermenistan, Çarlık Rusyası’nın yıkılmasının ardından farklı tarihsel süreçlerden geçmiştir. Örneğin Bolşeviklerin Azerbaycan’ı işgali, Ermenistan’dan yedi ay önce gerçekleşmiştir. Ayrıca bölgedeki Türklerin kaderini esas değiştiren olaylardan bazıları 1920 Gümrü Antlaşması ile 1921 Moskova ve Kars Antlaşmalarıdır. Nahçıvan hariç, bu anlaşmaların Azerbaycan ile doğrudan bir ilgisi olmamıştır. Muhtemelen tarihi karışıklıklar da buradan kaynaklanmaktadır.

Bir diğer eleştirilen konu ise kitaptaki bölümler arasında kopukluk olduğu yönündedir. Bu görüşe katılmadığımı söyleyebilirim. Çünkü “her yiğidin yoğurt yiyişi farklıdır” misali, her yazarın da kendine özgü bir üslubu olabilir. Eğer konu bütünlüğü bozulmuyor ve parça parça ilerleyen bölümler sonunda ortak bir noktada birleşiyorsa, bunda bir sorun görmüyorum. Nitekim bu yöntemi kullanan birçok yazar da mevcuttur.

Benim şahsi fikrime gelince; kitap, tarihimizde çok fazla dile getirilmeyen, dile getirilse bile üstü kapalı birkaç cümleyle geçiştirilen Batı Azerbaycan Türklerinin hayatını anlatan nadir eserlerden biridir. Evet, bir roman olabilir; ancak bahsi geçen konuların gerçekliğini göz ardı etmemek gerekir. Dikkatimi çeken önemli noktalardan biri de yazarın, birçok romanda olduğu gibi konuyu aşk-meşk eksenine çekip duygu manipülasyonu yapmak yerine, olayları insani ve millî duygular çerçevesinde ele almasıdır. Bu yönüyle Mahmut Sarıkaya Hocamızı tebrik etmek gerekir. Elbette eserde bazı eksiklikler ve yer yer bilgi hataları bulunmaktadır; ancak genel olarak romanın başarılı olduğunu söyleyebilirim.

Bunu destekler mahiyette, Cengiz Aytmatov’un “Beyaz Gemi” romanına yapılan eleştirilere verdiği cevap, konuyu daha iyi aydınlatmaktadır:

Hikâyede, olay ne olursa olsun, zaferi kim kazanırsa kazansın, yenilen kim olursa olsun, gerçek zafer estetik ve fikri sonuçtadır. Hikâye okuru etkilemiş, onun adalet duygularını ayağa kaldırmışsa, hikâyede iyi kötüye yenilse bile sonuç olumludur.”

Evet, Cengiz Aytmatov haklıydı. Eğer ok hedefi vurmuşsa ve eser bittiğinde bunu hissediyorsanız, yazar amacına ulaşmış demektir. Okuyacak olan herkese şimdiden iyi okumalar dilerim.

Scroll to Top