İRAN’IN SALDIRISI, TAHRAN’IN İNKARI

nahçıvan

Malum coğrafyada bir türlü sular durulmuyor. İsrail ve ABD’nin İran’a saldırması ve hemen arkasından İran’ın dinî lideri Ayetullah Ali Hamaney’in öldürülmesi bölgedeki gerilimi bir anda üst seviyeye çıkardı.

Olaylar başlayınca Azerbaycan, her zaman olduğu gibi açık bir şekilde İran’a yapılacak operasyonlara katılmayacağını ve kendi topraklarından İran’a zarar verecek herhangi bir eyleme izin vermeyeceğini en üst düzeyde beyan etti. Hatta Hamaney öldürüldüğünde ilk başsağlığı veren ülkelerden biri oldu. Bununla da yetinmeyerek cumhurbaşkanı seviyesinde ülkesindeki İran Büyükelçiliğini ziyaret ederek başsağlığı dileyen tek devlet oldu. Bitti mi? Hayır. Lübnan’da mahsur kalan İran Büyükelçiliği görevlileri için İran’dan gelen yardım talebini de geri çevirmeyerek büyükelçilik çalışanlarının tahliyesini sağladı. Hatta buna karşılık olarak İran’ın verdiği parayı bile kabul etmeyip “Şimdi dar günde yardım etmezsek ne zaman edeceğiz?” diyerek geri çevirdi.

İran’ın Azerbaycan Büyükelçisi bile “Azerbaycan bu zor dönemde hem resmî hem de gayri resmî başsağlığı mesajlarıyla dayanışma göstermiş ve desteğini ifade etmiştir.” diyerek Azerbaycan’a teşekkür etti.

Ancak tüm bunların karşılığında ne gördük? 5 Mart günü öğle saatlerine yakın, İran’dan ateşlenen yine İran yapımı dört adet İHA Azerbaycan sınırını geçerek Nahçıvan’a saldırdı. İHA’ların bir kısmı hava savunma sistemi tarafından düşürüldü. Fakat iki İHA’dan biri Nahçıvan Uluslararası Havalimanı’na, diğeri ise Nahçıvan’da bulunan bir okulun hemen yanına düştü. Nahçıvan Uluslararası Havalimanı isabet alırken, diğer İHA ders saatinde, okulun dolu olduğu bir zamanda şükürler olsun ki okulun kenarına düştü. Bu saldırıda havalimanı görevlilerinden yaralananların olduğu bildirildi.

Olayın hemen ardından Güvenlik Kurulunu toplayan Azerbaycan, İran’ı çok sert bir dille itham etti. Azerbaycan’ın İran’a karşı bu süreçteki tüm olumlu yaklaşımına rağmen böyle bir terör eyleminin kabul edilemez olduğunu belirtti. İran’a resmî nota veren Azerbaycan, olay hakkında İran’dan acil bir araştırma ve özür beklediğini duyurarak sorumluların cezalandırılmasını talep etti.

Fakat İran Dışişleri Bakanlığı olaydan habersiz olduğunu, İHA’ların İran tarafından atılmadığını ve bunun İsrail tarafından yapılmış olabileceğini söyledi. Aynı şekilde İran Genelkurmay Başkanlığı da buna yakın bir açıklama yaptı. Buna karşılık olarak da Azerbaycan Savunma Bakanlığından İran’ın yalan söylediğini belirten bir açıklama geldi:

İran’dan Nahçıvan’a saldırı için gönderilen 4 İHA’dan biri Azerbaycan ordusu tarafından etkisiz hale getirildi. Diğerleri ise sivil altyapıyı ve ders saatlerinde okul binasını hedef aldı. Okul binasını hedef alan İHA, şans eseri hedefe ulaşmadı ve yakında yere çarparak infilak etti. İran Silahlı Kuvvetlerinden inkarcılığa son vermelerini, özür dilemelerini ve sorumluların ilgili kurumlarca cezalandırılmasını bekliyoruz.”

Buraya kadar bilinen haberler. Fakat asıl mesele bundan sonra başlıyor. Türkiye’de bazı medya organları, mağdur olan ve saldırıya uğramış kardeş Azerbaycan’ı değil de Türlüğü ve İslam’ı her zaman arkadan vurmaya hazır olan ve hiçbir zaman Türkiye’nin lehine bir iş yapmamış olan İran’ı aklamaya çalışıyorlar. Neymiş, İran bunu yapmazmış; Aliyev çok sert bir dil kullanmışmış; İran “ben yapmadım” demişmiş.

İran her zaman Türkiye ve Azerbaycan’a karşı düşmanca bir tavır sergileyen bir ülke. Son süreçte her zaman İran ile ılımlı bir politika izleyen Azerbaycan’a saldırılmasına Aliyev teşekkür mü etmeliydi?

İran “ben yapmadım” demesiyle bu iş kapanıyorsa, Azerbaycan da İran’a saldırıp “ben yapmadım” dese bu makul karşılanacak, öyle mi?

İran hem Birinci hem de İkinci Karabağ Savaşı’nda Ermenilere her türlü desteği verdi. Bunun bilgileri, belgeleri ve hatta görüntüleri olmasına rağmen o zaman da “ben yapmadım” dedi; fakat sonra her şey ortaya çıktı. Aynı şekilde 2023 yılına kadar Karabağ’da bulunan Ermenilere tırlar dolusu yardım yaptığı hâlde yine “ben yapmadım” dedi. İran’daki büyükelçiliğimize saldırdılar; “ben yapmadım, olay şahsi bir meseleden çıktı” dediler. Sonrasında bunun da doğru olmadığı ortaya çıktı ve özür dilemek zorunda kaldılar. Şimdi de “yapmadık” diyorlar. Buna nasıl inanalım?

İran yönetiminde iki yapı var: biri hükümet, diğeri ise Devrim Muhafızları, yani SEPAH. Nahçıvan saldırısı sonrasında SEPAH’a yakın olan bazı Telegram kanalları şöyle bir açıklama yaptı:

Nahçıvan havaalanı, özellikle Siyonist rejimin ve ABD temsilcilerinin ülkemizin altyapısına yönelik saldırıyı planladığı ve kontrol ettiği bölgede, bir Arash-2 insansız hava aracı tarafından vuruldu. Düşman bunu kendi gözleriyle görüyor ve İran’ın şaka yapmadığını veya herhangi bir tarafla uzlaşmadığını bilmeli. Bu insansız hava aracı Kara Kuvvetleri tarafından konuşlandırılmış olup 120 kilogramlık bir savaş başlığına ve çok yüksek bir yıkıcı güce sahiptir. Bu, paralı asker ve hain Bakü rejimine sadece bir uyarı atışıydı.

Yani anlayacağınız, hükümeti bilmem ama SEPAH açıkça “ben yaptım” diyor. Diyelim ki bunlar İran hükümetinden değil de İran içindeki başıboş gruplardan geliyor. O zaman ortada devlet diye bir şey kalmamış demektir. Bize saldıran grubu hükümet kontrol edemiyorsa, Azerbaycan’ın bu tehdidi susturmaya çalışması en doğal hakkıdır.

Şimdi tüm bu yaşananlardan sonra sırf İsrail ve ABD ile savaşıyor diye Azerbaycan’ın haksız şekilde bombalanmasına göz mü yumalım? Buna susarsak, yarın o okul vurulmaz mı? Biz bunu sineye çektiğimiz hâlde Nahçıvan’dan sonra sıranın Bakü’ye, Gence’ye gelmeyeceğini kim garanti edebilir?

Bu arada Nahçıvan’ın da rastgele seçildiğini zannetmiyorum. Zira Azerbaycan’ın esas karası ile Nahçıvan’ı birbirine bağlayan iki yol vardır. Bunlardan biri İran üzerinden geçen kara yolu, diğeri ise hava ulaşımıdır. Malum savaş sebebiyle İran üzerinden kara yolu kapalıdır. Bu kez ise İHA ile havalimanına saldırı düzenlenerek hava ulaşımı da hedef alınmıştır.

Bir diğer sebep ise Nahçıvan’ın Misak-ı Millî sınırları içinde görülmesi ve 1921 yılında yapılan Kars Antlaşması ile Türkiye’nin garantörlüğünde bulunan bir bölge olmasıdır. Bu bakımdan Nahçıvan’a yapılan bir saldırı, dolaylı olarak Türkiye’ye yönelmiş bir saldırı anlamı taşımaktadır. İran da bu hamle üzerinden Türkiye’ye açık bir mesaj vermek istemiş olabilir.

Netice olarak, bütün bu yaşananlar ortadayken meseleyi görmezden gelmek veya farklı yönlere çekmek doğru değildir. Azerbaycan’a yönelik bir saldırı gerçekleşmiştir ve bunun izahı da, hesabı da açık ve net olmalıdır. Kimden gelirse gelsin, Azerbaycan’ın güvenliğini tehdit eden hiçbir eylem kabul edilemez. Bununla birlikte Azerbaycan, tüm bu saldırgan tavırlara rağmen itidalini koruyarak İran’a karşı yürütülen operasyonlara katılmadığını ve bundan sonra da katılmayacağını açıkça beyan etti.

Scroll to Top