Azerbaycan Türkleri için Türkiye denilince akla gelen ilk kişi Kafkas İslam Ordusu Komutanı Nuri Paşa ve onun ağabeyi, Osmanlı Harbiye Nazırı ve Başkumandan Vekili Enver Paşa’dır. Bu sadece günümüzde değil o zaman için de böyleydi.
Azerbaycan’ın ilk istihbarat bakanı olan ve Kafkas İslam Ordusu’nu Azerbaycan’a davet eden Nağı Bey Şeyhzamanlı, hatıratında Kafkasya Türklerinin “Gökte Allah, yerde Enver” diyerek Enver Paşa’ya duyulan sevgiyi açıkça dile getirir. Yine Azerbaycan Türklerinden Aziz Alpout, Sovyet döneminde Bakü’ye gelen Enver Paşa’ya halkın gösterdiği ilgiyi anlatırken, izdihamdan dolayı arabasının ilerleyemediğini söyler. Tüm Bakü halkının Enver Paşa’yı dünya gözüyle görebilmek için oraya toplandığını ifade eder.
Aynı şekilde Alpout, hatıralarında Enver Paşa ile tokalaştıklarını ve bunu gören yaşlı bir dedenin Enver Paşa ile tokalaşan eli sarılıp öptüğünü anlatır. Bir başka hatırasında ise Enver Paşa eğer halka Rusları Bakü’den kovmalarını emretseydi Bakü’lülerin ölümüne Ruslarla savaşacaklarını belirtir.
Enver Paşa sadece Azerbaycan Türkleri için değil, Türkistan Türkleri için de millî bir kahramandır. Hayatının sonuna kadar Türk milleti için savaşmış ve bütün Türk dünyasına mal olmuş ortak bir kahraman olarak anılmıştır. Düşmanlarının bile cesaretine hayran kaldığı bu kutlu insan 4 Ağustos 1922’de Ruslar tarafından şehit edilerek günümüz Tacikistan sınırları içinde bulunan Çegan Tepesi’ne defnedildi.
Enver Paşa’nın mezarı, Sovyet döneminde bile Türkistanlılar tarafından gizlice ve nesilden nesile korunarak 1996 yılına kadar muhafaza edildi. Bölge halkı tarafından adeta evliya kabri gibi benimsenmişti. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından yapılan resmî girişimler sonucu Paşanın naaşı 1996 yılında Türkiye’ye, İstanbul’a getirildi. Devlet erkânı, Silahlı Kuvvetler ve halkın yoğun katılımıyla, vefat yıl dönümü olan 4 Ağustos 1996’da İstanbul’daki Abide-i Hürriyet Tepesi’ne, Mahmut Şevket Paşa ve Talat Paşa gibi önemli devlet adamlarının yanına defnedildi.
Buraya kadar her şey normal.
2011 yılında Abide-i Hürriyet Anıtı’nın yanına Avrupa’nın en büyük adliye binalarından biri inşa edildi ve çevredeki adliyeler burada toplandı. Asıl sorun bundan sonra başladı. Bir süre sonra güvenlik gerekçesiyle anıt ve mezar ziyaretlerine kısıtlamalar getirildi. Önceden bir kez ziyaret edebilmiştim. Ancak daha sonra gitmek istediğimde saat 16.00’dan sonra girişin yasak olduğu söylendi. Yakın zamanda ise güvenlik gerekçeleri öne sürülerek ziyaretler tamamen yasaklandı.
Ben Konya’dan Enver Paşa’yı ziyaret etmek için geliyorum ama içeri giremiyorum. Güvenlik sorunu elbette anlaşılabilir. Fakat bunun için tedbir alınabilir. Arama yapılabilir, farklı bir giriş düzenlenebilir. Ama mezar ziyaretinin tamamen yasaklanması kabul edilebilir değildir. Hele hele Enver Paşa ve Talat Paşa gibi bu vatana her şeyini feda etmiş insanların kabirlerinin milletin evlatlarına kapatılması doğru değildir.
Azerbaycan’ı ve Bakü’yü bize bağışlayan Enver Paşa’yı biz neden ziyaret edemiyoruz? Madem yasaklanacaktı, o hâlde Tacikistan’dan neden getirildi? Tacikistan’da defnedildiği yerde belki daha rahat ziyaret edebileceğimiz Enver Paşa’yı, bugün uğruna her şeyini feda ettiği Türk Devletinde, İstanbul’un göbeğinde ziyaret edemiyoruz.
Buradan yetkililere sesleniyorum. Allah aşkına bu karardan vazgeçin. Yarın Allah korusun bir vatan savaşı çıkarsa, bu gençlerin ilham alacağı isimlerden biri yine Enver Paşa olacaktır. O Enverlerin yetişmesi için Paşa’yı milletin evlatlarıyla buluşturun.
Bunu, devletini Enver Paşa’ya borçlu hisseden bir Azerbaycan Türkü olarak rica ediyorum. Çünkü Azerbaycan Türkleri ahde vefaya sadıktır. Allah korusun Türkiyemizin başına bir felaket gelirse Enver Paşa’ya ve Nuri Paşa’ya vefa borcunu ödemek isteyen milyonlarca Azerbaycan Türkü Türkiyemizin yardımına koşacaktır. Buna tarihimiz şahittir. Söz bitmiştir. Vesselam.



