TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ HİS DEĞİL, MESULİYETTİR

Türk milliyetçiliği

Günümüzde sıradan birisine Türk milliyetçiliğinin gayesi nedir diye soru sorsak muhtemelen cevabı Türk milletini sevmek olurdu. Evet, Türk milliyetçisi birisi mensup olduğu Türk milletini sever. Ancak sorunun cevabı bu değildir. Gaye amaçtır ama sevmek amaç değildir. Bu soruya Türk milliyetçiliği fikrinin yaşayan son teorisyeni Prof. Dr. İskender Öksüz Hoca şöyle cevap veriyor: “Türk milliyetçiliği fikir sisteminin gayesi Türk milletinin bekâsıdır.” Bekâ meselesini İskender Hoca, “Türk milletini onu belirleyen değerler ile ebediyete kadar yaşatmak” olarak ifade ediyor. Evet, bu cevap doğrudur. Türk milliyetçisi olduğunu iddia eden birisi milletini, değerlerini ve millî devletini yaşatmakla yükümlüdür. Bunu teorik olarak öğrenip biliyoruz.

Peki, günümüzde kavram olarak kirletilen “beka” meselesinin altında aslında ne kadar meşakkatli ve büyük bir mücadele yattığının ne kadar farkına varabiliyoruz? Ben mesela bu yazıyı çayımı ve kahvemi alıp sıcak bir ortamda yazıyorum. Siz de belki bu yazıyı rahat koltuklarınızda sıcak odalarınızda okuyacaksınız. Ama Türk milletinin bekası uğruna geçmişten günümüze nice aileler yavrularından, nice yavrular ailelerinden vazgeçti. Biz bunları söylerken belki fark etmiyoruz ama bir gün bu fedakârlık sırası bize de gelebilir. Acaba buna ne kadar hazırız? Biz bunları her zaman okuyor, öğreniyoruz ama bunu ilk defa şahsen Yeni Ufuk Dergisi’nin 12. yıl dönümü gecesinden dönüşte hissettim.

Dergi gecesinden dönüş yolunda İbrahim Elçin Hocamız bize bir hikâye anlattı. İttihat ve Terakki mensubu, Türkiye’nin 3. Cumhurbaşkanı olan Celal Bayar ile büyük Türk milliyetçisi, eski devlet bakanı Sadi Somuncuoğlu arasında geçen bir hikâye… Hikâyeyi kısaca anlatırsak: 1980 darbesinden birkaç yıl sonra Celal Bayar ile Sadi Somuncuoğlu bir düğünde karşılaşmışlar. Celal Bayar, yanındaki kişinin o sırada daha yeni 12 Eylül yargılamalarından sonra hapishaneden çıkan Sadi Somuncuoğlu olduğunu öğrenince heyecanla “Ben sizi arıyorum Sadi Bey, neler oluyor?” demiş. Bunun üzerine Sadi Bey, “Efendim, üç devri yaşamış ve ön planda olmuş bir şahsiyet olarak Zat-ı âliniz ne diyor” deyince Bayar şöyle cevap vermiş:

Siz Türkiye’yi kurtardınız. Düşman eskiden olduğu gibi üniformasıyla, silahıyla gelmiyordu; ideolojisiyle geliyordu. Siz bunu gördünüz ve devlet kadrolarına anlatmaya çalıştınız. Ancak sizi anlamadılar. Anlamaları da mümkün değildi. Çünkü onların kafasındaki düşman bu değildi, ideolojik değildi. Devlet kadroları anlamayınca siz halkı uyandırmaya çalıştınız, gençleri harekete geçirdiniz. Sovyetler Birliği hiç beklemediği bir engelle karşılaştı. Türkiye’yi kurtaran bir parti (MHP), başında genel başkanı (Alparslan Türkeş) dâhil, köydeki insanına kadar hapishanelere doldurulup işkence yapılıyorsa bu çok önemlidir. Ben bekledim, hatalarını anlarlar, bundan vazgeçerler diye. Anlamadıkları gibi daha da derinleşti yanlışları. Size yapılan bu muamele, milletin vicdanında ve derûnunda bulunan reflekslerin kırılmasıdır. Şimdi ben yüz yaşını geçtim, düşünüyorum: Milletin başına bir daha böyle bir hadise gelirse onu savunacak bir kitle bulunacak mı? Bunu düşünmekten geceleri uykum kaçıyor, uyuyamıyorum.

Bu hikâyeyi dinleyince adeta beni yıldırım çarptı. Sanki derin bir uykudaydım da birisi şiddetli bir tokat atarak beni uyandırdı. İşte o zaman “beka” meselesinin ne olduğunu anladım. Türk milliyetçiliğinin bizden istediği fedakârlık, bizden öncekilerin yaptığı gibi milletimiz ve bizi biz yapan değerlerimiz için gerekirse her şeyimizi feda etmekti. Elbette bunu teorik olarak biliyoruz ama bu hikâyeden sonra bunu gerçek hayatta da uygulayanlarla empati yaptım. Gerçekten çok ağır bir vazifedir. Türk milliyetçisi olmak, bu kutlu davanın bir ferdi olabilmek her baba yiğidin yapacağı bir şey değildir. Bununla beraber şunu da biliyorum ki her dönemin şartlarına göre kendi vazifesi vardır.

Bugün bize düşen vazife de geçmişten ibret alarak devleti ve milleti uçurumun kenarına getirmemek ve bir daha o ağır bedelleri ödememek için mücadele etmektir. Bu mücadeleyi şimdiden yapmak, gelecekte yapmaktan çok daha kolaydır. O yüzden Türk milliyetçisi olduğu iddiasında olan herkes, milletinin ve devletinin bekası için bu vazifeden kaçmamalıdır. Aksi hâlde bunun bedelini millet ve devlet olarak hepimiz öderiz. İşte o zaman millete de devlete de bizden önce bu davaya canlarıyla, mallarıyla ve evlatlarıyla hizmet etmiş olanlara da yazık olur. Allah korusun, bu gerçekleşirse ahirette onların yüzüne nasıl bakarız?

Varın gerisini siz düşünün.

Scroll to Top