Geçenlerde katıldığım bir etkinlikte Gürcistan’da yaşayan Azerbaycan Türklerinden bir âşıkla karşılaştım. Âşık sahneye çıktığında kendisini “Gürcistan Türkü” diye tanıttı. Gürcistan’da yaşayan Türklerin kimlik sorunları yaşadığını iddia ederek Türkçe konuşmanın yasak olduğunu, adının değiştirilmek istendiğini, Türklerin kendi kimliklerini yaşayamadıklarını ve dolayısıyla sahipsiz kaldıklarını vurguladı.
Kadının söylediklerini dinlerken açıkçası çok şaşırdım. Çünkü anlatılanlar Doğu Türkistan’da yaşananlarla neredeyse aynıydı. Oysa biz Gürcistan’la komşuyuz ve orada böyle bir sorun olduğunu hiç duymamıştım. Üstelik Gürcistan’da yaşayan Azerbaycan Türkü akrabalarım ve yakın arkadaşlarım da bana böyle bir durumdan hiç bahsetmemişti. Kendim de defalarca Gürcistan’da bulundum; başkent Tiflis’in birçok yerinde rahatça Türkçe konuştum ve herhangi bir sorunla karşılaşmadım. Benimle konuşan Gürcistan vatandaşları da bundan dolayı bir problem yaşamadı. Yani ortada bir çelişki vardı.
Bu durum üzerine kadının profilini araştırmaya başladım. Çok da uzak olmayan tarihlerde Gürcistan’ın resmî devlet kanallarında verdiği röportajlara rastladım. Etkinlikte bize Gürcistan’da baskı gördüğünü, buna rağmen Türklüğünü ve Türkçesini koruyarak direndiğini anlatan bu kadın, resmî kanalda samimi bir şekilde Türkçe değil Gürcüce konuşuyordu. Yine Gürcü kanallarında başka videoları da vardı. Hatta birinde bir Gürcü ile karşılıklı düet yapıyordu. Videonun üstünde de “Gürcü (muhtemelen Gürcü çünkü o kısım tam görünmüyor) ve “Azeri” dillerinde” yazısı vardı. Dikkatinizi çekeyim Türkçe değil “Azeri dillerinde” yazılıyordu. Türklüğe bağlı olduğunu ve Gürcülere karşı mesafeli durduğunu söyleyen bu kişinin arkasında Gürcü bayrağı bulunan bir davulcuyla fotoğrafları da mevcuttu. Sosyal medya paylaşımlarında da Gürcü bayrağıyla karşılaşmak mümkündü.
Etkinlik sonrasında samimi bir ortamda yaptığı konuşmada dolaylı şekilde “Azerbaycan Türkü” olarak anılmaktan rahatsızlık duyduğunu, kendisinin “Gürcistan Türkü” olarak tanımlanmasını istediğini ifade etti. Buna rağmen profilinde Dünya Azerbaycanlıların Dayanışma Günü programlarında yer alabiliyor, Gürcü televizyonlarında Azerbaycan geleneklerinden söz edebiliyordu. Elbette kimsenin kişisel hayatına karışmak haddimiz değildir. Ancak etkinlikte Türk milliyetçilerine söyledikleriyle gerçek hayattaki tutumu arasındaki fark, insanları yanıltmaya girer ki bu da doğru değildir.
Bu yazıda dikkat çekmek istediğim husus kadının özel hayatı da değil, kullandığı ifadelerin ne kadar zararlı olabileceğidir. Öncelikle “Gürcistan Türkü” diye bir kavram kullanıyor. Açıkçası ömrünün yarısından fazlasını Türk dünyası sevdasına adamış biri olarak bu ifadeyi ilk kez duydum. Zira Gürcistan’da yaşayan hiçbir Azerbaycan Türkünden böyle bir tanımlama işitmedim. Gürcistan’daki Türklerin neredeyse tamamı kendisini Azerbaycan Türkü olarak görür. Bazen Borçalı ya da Karapapak denildiği olur; ancak bu coğrafyada bizi birleştiren ortak isim Azerbaycan Türküdür ve bu genel kabul gören bir gerçektir. Karapapak bir boy adıdır ve Azerbaycan Türklerini oluşturan unsurlardan biridir. Borçalı ise bir bölge adıdır. Üstelik Gürcistan’daki Azerbaycan Türklerinin tamamı Borçalı’da yaşamaz. Borçalı dışında Karayazı olarak bilinen bölgelerde de Azerbaycan Türkleri yaşamaktadır. Dolayısıyla “Gürcistan Türkü” gibi yapay ve ayrıştırıcı bir tanımlamanın tarihî ya da sosyolojik bir karşılığı bulunmamaktadır.
Ben Türk milliyetçisi iddiasında olan biriyim. Benim için Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan diye bir ayrım yoktur. Bir tane Türk milleti vardır ve o da birdir. Ancak bu bölgedeki Türkleri bir arada tutan isim, istesek de istemesek de Azerbaycan’dır. Kendine “Gürcistan Türkü”, “İran Türkü” ya da başka adlar verenler ortak Türk adında birleşmiyor; aksine bir olan yapıyı bölerek “sen ve ben” ayrımına giriyorlar. Bu da ayrılığa kapı aralıyor.
Bir düşünün: Bugün “Azerbaycan Türkü” adını kabul etmeyip herkes kendisine “Bakü Türkü”, “Gence Türkü” demeye başlarsa bu işin sonu nereye varır? Bu anlayış, Elçibey’in Bütöv Azerbaycan mefkûresiyle de taban tabana zıttır. Benim ifade etmek istediğim husus tam olarak budur.
Gürcistan’da yaşayan Türklerin dil ve kimlik meselesi konusunda sıkıntı yaşadığı iddiasına gelince, bunun gerçekle doğrudan bir ilgisi yoktur. Evet, bireysel bazı sorunlar yaşanmış olabilir, ancak şu an sistematik bir mesele söz konusu değildir. Zira Azerbaycan Cumhuriyeti de Gürcistan’da yaşayan Azerbaycan Türkleri konusunda oldukça hassas davranmaktadır. Özellikle dil meselesinde. Gürcistan’da Azerbaycan Türklerinin yaşadığı bölgelerdeki okullarda Azerbaycan Türkçesinde eğitim verilmektedir. Çocukların ders kitapları dahi Azerbaycan’dan gönderilmektedir.
Hatta Azerbaycan devleti, oradaki Türkçeden başka bir dil bilmeyen Türklerin Gürcüceyi bilmemeleri sebebiyle mağduriyet yaşamamaları ve Gürcistan devlet kademelerinde yükselebilmeleri için Gürcüce öğrenmelerini teşvik etmektedir. Yani mesele Türkçenin yasaklanması değil; aksine Gürcüce bilinmemesinden doğan sıkıntılardır. Gürcüce bilmeyenler dertlerini anlatamamakta ve dolayısıyla devlet kademelerine alınmalarında sorunlar yaşamaktadır.
Bir diğer tehlike ise şudur: Gürcistan ile Azerbaycan ve Türkiye arasındaki ilişkiler şu an oldukça iyidir. Ortada olmayan bir meseleyi varmış gibi gündeme taşımak, kaşınmayan yerden kan çıkarmak, bölgedeki Türk düşmanları dışında kimsenin işine gelmez. Rusya da geçmişte, aynı Abhazya ve Güney Osetya gibi Gürcülerle Gürcistan’da yaşayan Azerbaycan Türkleri arasında sorun çıkarmak istemiştir. Elçibey’in kendi anlattığına göre bölgeye ekipler gönderilmiş; oradaki Türkler bu oyuna gelmemeleri ve bunun bir Rus planı olduğu konusunda uyarılmıştır.
Elçibey’in de dikkat çektiği gibi, bugün Gürcistan ile Azerbaycan arasında olmayan bir meseleden kriz üretmek en çok biz Türklere zarar verir. Gürcistan’da yaşayan Azerbaycan Türklerinin en büyük sorunu kimlik değil, kendi aralarında ileride ciddi ayrılıklara yol açabilecek mezhep problemidir. Zira İran ve bazı Arap devletleri, kendilerine yakın unsurlar üzerinden o bölgede mezhep farklılıklarını kaşıyarak ortamı bulandırmaya çalışmaktadır. Asıl engellenmesi gereken tehlike budur.
Teşhisi doğru koymazsak tedaviyi de yanlış yaparız. Bu da fayda değil, zarar getirir.
Bu konuda anlatacaklarım bu kadardır. Meseleyi bir sorun olarak gördüğüm için dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım. Gerisini araştırmak ve öğrenmek size kalmıştır. Vesselam.






